Türkçe Terapi

TRAVMA SONRASI BÜYÜME

TSB’nin olduğu kişilerin özeliklerinin bilinmesi, travma mağdurlarının bu süreçten güçlenerek çıkmalarına destek olunması açısından önemlidir. Ayrıca, psikolojik travma ile ilgili alan yazında travma sonrası stres belirtileri ve TSB kavramlarının çok az sayıda araştırmada bir arada ele alındığı görülmektedir. Bu derleme, TSB kavramını açıklamak amacıyla hazırlanmıştır.


Öz
Travma, gerçek bir ölüm veya ölüm tehdidinin bulunduğu, fiziksel veya yaşamsal bütünlüğe ilişkin bir tehdidin meydana geldiği ve kişinin mevcut baş etme yöntemleri ile üstesinden gelemediği olağan dışı olaylar olarak nitelendirilmektedir. Travmatik olayların olumsuz hem fiziksel sonuçları hem de anksiyete, depresyon, alkol ve madde bağımlılığı, intihar ve travma sonrası stres bozukluğu gibi çeşitli psikolojik sonuçları da bulunmaktadır. Travmatik sürecin, kişinin çaresizlik ve güçsüzlüğü ile yüz yüze gelmesi durumu olduğu belirtilmektedir. Travmatik olayların bireylerin bağ kurma, anlamlandırma ve denetleme duyumlarını, var olan başa çıkma mekanizmalarını olumsuz yönde etkilediği ve kişinin uç noktada çaresizlik ve dehşet yaşamasına yol açtığı bilinmektedir. Her travmatik olayın tüm bireylerde aynı etki ve sonuca neden olmadığı dikkat çekmektedir. Travmanın bireyler üzerinde olumsuz etkilerinin bulunduğu bilinmekle beraber; aynı zamanda travmatik olaylara maruz kalan insanların travmatik olayla mücadelelerinden iyi sonuçlar ortaya çıkabileceğini gösteren çalışmalara da rastlanmaktadır. Travma sonrası ortaya çıkan tüm tepkilerin olumsuz olmadığı görülmekte ve bu durum travma sonrası büyüme (TSB) olarak adlandırılmaktadır. TSB’nin olduğu kişilerin özeliklerinin bilinmesi, travma mağdurlarının bu süreçten güçlenerek çıkmalarına destek olunması açısından önemlidir. Ayrıca, psikolojik travma ile ilgili alan yazında travma sonrası stres belirtileri ve TSB kavramlarının çok az sayıda araştırmada bir arada ele alındığı görülmektedir. Bu derleme, TSB kavramını açıklamak amacıyla hazırlanmıştır.
   Anahtar Kelimeler: Travmatik yaşantı, travma sonrası büyüme, travma mağduru                
Travmatik yaşantılar, gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidinin yaşandığı, ağır yaralanmanın veya bedensel bütünlüğe yönelik bir tehdidin meydana geldiği ve kişinin kendisinin yaşadığı veya şahit olduğu olaylar olarak tanımlanmaktadır (APA, 1994). Öztürk (2017) travmatik yaşantıların, ruhsal açıdan deprem, sel gibi doğal felaketler, savaşlar, cinsel ya da fiziksel saldırıya uğrama, işkence, cinsel taciz, çocuklukta yaşanan istismar, trafik kazaları, iş kazaları, yaşamı tehdit eden bir hastalığın tanısının konması, tehlikeli bir olaya tanık olmak gibi zorlayıcı ve kişinin başa çıkma yeteneğini olumsuz yönde etkileyen travmatik olayları kapsadığını belirtmektedir. Benzer şekilde Yüksel (2000) de, travmatik yaşantıların, hayatın normal akışı esnasında meydana gelen ve bireylerin başa çıkma mekanizmalarını devre dışı bırakarak onların hayata uyumlarını olumsuz yönde etkileyen yaşantılar olduğunu ifade etmektedir.

 Travmatik olayların sıradan talihsizliklerden farklı olarak, genellikle mağdurların yaşamına veya bütünlüğüne ilişkin tehditler içerdiği ve bireyler üzerinde bedensel ve ruhsal yönden önemli ve etkili yaralanma belirtilerine yol açtığı görülmektedir (Mum,2011; Sargın ve Akdan, 2016). Travma sırasında bireylerin yıkıcı bir güç tarafından çaresiz hale getirildiği dikkat çekmektedir. Bunlara paralel olarak Önder ve Tural (2004) da ruhsal travmanın, insanın güçsüzlüğü, zayıflığı ve çaresizliği ile yüzleşmesi durumu olduğunu belirtmektedir.

Herman’ göre (1992) bu yönüyle travmatik yaşantılar, insanlara kontrol, bağ kurma ve anlam duygusu veren olağan davranış sistemini alt üst etmektedir. Bu bağlamda psikolojik travmanın, bireylerin yaşamlarında değişiklik yapmalarını gerekli kıldığı ve bireyler açısından yeniden uyumu gerektirdiği savunulmaktadır (Coddington, 1972). Bunların yanı sıra, travmatik olaylar karşısında kişilerin gösterdikleri tepkilerin farklılık gösterdiği dikkat çekmektedir. Kılıç (2003), travmatik yaşantıların çeşitli olumsuz etkilerinin olduğunu ve travmatik olayların fiziksel sonuçlarının yanı sıra anksiyete, depresyon belirtileri, alkol ve madde bağımlılığı veya kötüye kullanımı, intihar ve travma sonrası stres bozukluğu gibi çeşitli psikolojik sonuçlarının da bulunduğunu savunmaktadır.

Düzenlenen çalışmalarda, travmatik yaşantıların çoğu zaman ciddi derecede psikolojik strese yol açmasına rağmen, aynı zamanda travmaya maruz kalanların travma ile mücadelelerinin sonucunda olumlu psikolojik değişimlere neden olabildiği görülmüştür (Slyke, 2014). Bunlara ek olarak İnci ve Boztepe (2013), farklı inanç sistemlerinde de acı çekmenin insanı değiştirdiği ve olgunlaştırdığı konusunda inanışların bulunduğunu vurgulamaktadır. Benzer şekilde Tedeschi, Park ve Calhoun (1998), varoluşçu felsefede yer alan Kierkegaard ve Nietzsche gibi düşünürlerin fikirlerini temel alarak travmatik yaşantıyı, kişilerin yaşamın anlamını sorguladığı bir deneyim olarak nitelendirmektedir. Sawyer ve Ayers (2009) tarafından gerçekleştirilen araştırmada, bireylerin %30 ile %90’ ının travmadan sonra bazı olumlu değişimler bildirdikleri görülmüştür. ‘Travma sonrası büyüme (TSB)’, ‘güçlenme’, ‘travma sonrası gelişim’ ve ‘strese bağlı gelişim’ gibi kavramlar, travma neticesinde gerçekleşen olumlu durumlar olarak ifade edilmektedirler (Calhoun ve Tedeschi, 1999; Özlü, Yıldız ve Aker, 2010).

Bunların yanı sıra Shakespeare-Finch ve diğerleri (2003) de travma deneyiminin, öncelikler, yaşamın anlamı, ilişkilerin iyileştirilmesi ve kişisel güçlenme algısı gibi önemli olumlu değişikliklerin meydana gelmesinde etkili olduğunu savunmaktadır. Bir birey tarafından travma ile mücadele sonucu bildirilen olumlu psikolojik değişimler olarak nitelendirilen ve TSB olarak da bilinen bu olumlu değişimler, yeni perspektiflerin gelişimini ve kişisel büyümeyi içermektedir (Zoellner ve Maercker, 2006; Kleim ve Ehlers, 2009).

TSB kavramı; zorlayıcı yaşam olayları ile mücadele sonucunda gelişen pozitif yöndeki ruhsal değişiklikler, travmatik bir olay ve olayla mücadele çabaları sonrasında ortaya çıkan olumlu bilişsel, duygusal, davranışsal dönüşüm (Özlü, Yıldız ve Aker, 2010) veya bireyin kendisinin ya da bir yakının ölümüyle yakından ilişkili bir yaşam krizine karşı mücadele etmesi sonucu meydana gelen psikolojik olumlu değişim (Calhoun ve Tedeschi, 1999; Tedeschi ve Calhoun, 2004) olarak tanımlanmaktadır. Zoellner ve Maercker (2006) ise TSB’yi, travmatik stres ile başa çıkmanın sonucunda gelişen bir baş etme mekanizması olarak değerlendirmektedir. Bu doğrultuda, TSB’nin stresli yaşam olaylarından zarar görmemeyi değil, bu olaylar neticesinde gerçekleşen olumlu değişimi ifade ettiği görülmektedir (Tedeschi ve Calhoun, 2004).

 TSB’nin hayata karşı daha büyük bir isteklilik, öncelikleri değiştirme algısı, diğer bireyler ile daha yakın ilişkiler kurma, daha büyük bir kişisel güç, bireyin yaşamındaki yeni imkanların farkına varması ve manevi gelişim gibi durumları kapsadığı belirtilmektedir (Lykins ve diğer., 2007). Buna paralelel olarak düzenlenen bazı araştırmalarda da, TSB’nin bireyin kendilik algısı üzerindeki olumlu değişim, diğer insanlar ile ilişkilerde ve yaşam felsefesinde değişim gibi boyutları içerdiği belirtilmektedir (Garland ve diğer., 2007; Özlü, Yıldız ve Aker, 2010). Ayrıca TSB sürecinin, bireyin dünyayı anlamasına ve yaşamdaki yerini sorgulamasına yol açabilecek büyük bir yaşamsal krizden sonra başladığı ve çeşitli değişkenlere bağlı olarak farklı gelişim gösterdiği görülmektedir (Yılmaz, 2006). TSB ile ilgili yürütülen çalışmalar incelendiğinde, TSB’nin öncelikle depremler ve diğer doğal afetler gibi travmalara maruz kalan kişiler ile çalışıldığı görülmektedir (Guo ve diğer., 2004; Karancı ve Acartürk, 2005). Daha sonra, TSB kavramının sağlık alanında çalışıldığı dikkat çekmektedir. TSB çalışmalarına kanser, koroner arter hastalığı gibi yaşamı tehdit eden hastalıklar yaşayanlar bireylerde (Nenova ve diğer., 2013; Sarısoy, 2012) ve çocuklarında sağlık sorunları olan ebeveynlerde (Elçi, 2004; Boztepe, İnci ve Tanhan, 2015) daha fazla yer verildiği göze çarpmaktadır. Bunlara ek olarak, doğal afetler, ölüm kaynaklı kayıp, savaş gibi birçok travmatik durumun ardından ortaya çıkan TSB’nin, yaşamın daha fazla takdir edilmesi ve önceliklerin yeniden değerlendirilmesi, daha yakın ilişkiler geliştirilmesi, kişinin kendi gücünün daha fazla farkına varması, yeni olanakların fark edilmesi ve ruhsal olarak gelişim olmak üzere yaşantıdaki beş farklı alanda gerçekleşen değişikliklerle açıklandığı görülmektedir (Tedeschi ve Calhoun, 2004; Tedeschi, Park ve Calhoun, 1998). Benzer şekilde King ve Hicks (2009) tarafından yürütülen çalışmada da, TSB neticesinde yaşamın kıymetinin daha iyi anlaşılması, yakın ilişkiler, yeni olanakların farkına varılması, kişisel gücün artması ve maneviyatta olumlu yönde değişim olmak üzere beş temel alanda belirgin ölçüde değişim gerçekleştiği bulunmuştur.

Travmatik olay neticesinde yaşamın kıymetinin daha iyi anlaşılması, önceliklerde değişim ve yaşamın sahip olunan farklı yönlerinden zevk alma olarak nitelendirilmektedir (Slyke, 2014).
Bu bağlamda İnci ve Boztepe (2013), kişilerin yaşamını daha çok takdir etmesi ve önceliklerini değiştirmesi ile önceden fark etmedikleri günlük hayatın parçası olan şeylerden daha fazla zevk almaya başlayabileceklerini belirtmekte ve bu sayede günlük hayatın rutinlerinin dışına çıkabileceklerini, önceliklerini değerlendirerek yaşamlarını kendileri için daha anlamlı ve doyumlu hale getirebileceklerini savunmaktadır. Bunun yanı sıra, bireylerin travmatik yaşantı sonrasında yakın ilişkilerine daha çok değer vermeye başlayabildikleri ve “kötü gün dostları” ile daha da yakınlaşabildikleri görülmektedir. Ayrıca Tedeschi ve Calhoun (2004), travmatik deneyimin bireylerde “bunun üstesinden geldiysem, her şeyin üstesinden gelirim” düşüncesinin gelişimine yol açtığını savunmaktadır. TSB ile ilişkili düzenlenen bir diğer çalışmada, travma mağdurlarının başkaları ile daha derin ve anlamlı ilişkiler kurmayı sağlayan şefkat ve empati düzeylerinde artış olduğu gözlemlenmiştir (Slyke,2014), Diğer çalışmalardan elde edilen bulguları destekler şekilde Sheikh (2008) de, yüksek düzeyde TSB gösteren travma mağduru bireylerde yeni olasılıkların tanınması ve kişisel güçte artış gibi durumların görülebileceğini savunmaktadır. Örneğin; birey daha yüksek düzeyde öz-yeterlilik ya da engelleri aşma yeteneğine daha güçlü bir inanç gösterebilir. Aynı birey, travma sonrası değerlerde bir değişim yaşayabilir ve geleceğe yönelik daha tatmin edici bir yol belirleyebildiğini fark edebilir. Son olarak, travma mağdurlarının, maneviyatta olumlu bir değişim yaşayabildikleri, kendilerini dini bağlılıklarına bakılmaksızın kendilerinden daha güçlü bir şeyle bağ kurma konusunda daha yetenekli olarak algıladıkları gözlemlenmektedir (Sheikh, 2008).

 Bunların yanı sıra, travmatik bir deneyim yaşamış olan her kişide TSB gerçekleşmediği; travmatik deneyim yaşamanın TSB için yeterli olmadığı dikkat çekmektedir. Travmatik olay dışında, bireysel özelliklerin (başa çıkma stratejileri, kendine güven), çevresel kaynakların (sosyal destek, maddi kaynaklar) ve travmatik olaya ilişkin değişkenlerin de TSB oluşmasında etkili olduğu vurgulanmaktadır (Park, 1998; Abraido-Lanza, Guier ve Colon, 1998). Tedeschi ve Calhoun (2004), travmatik deneyim neticesinde büyümenin gerçekleşmesi için öncelikle olayın sarsıcı bir olay olması ve kişinin bu travma ile mücadele etmesi gerektiğini savunmaktadır. Bunlara ek olarak, TSB ile ilgili düzenlenen çalışmalarda demografik bilgiler ve olaylar ile ilişkili farklılıklar olduğu gözlemlenmiştir (Slyke, 2014). Çalışmalardan elde edilen bulgular neticesinde, kadınların erkeklere oranla ve genç yaştaki bireylerin yaşça daha büyük olanlara kıyasla daha fazla büyüme gösterdiği dikkat çekmektedir (Linley ve Joseph,2004).  Ayrıca Linley ve Joseph (2004), TSB’nin yüksek gelir ve eğitim seviyesi ile ilişkili olduğunu belirtmekte ve tehlikenin algılanan tehdidinin, travmanın türü veya ciddiyeti ile kıyaslandığında TSB üzerinde daha etkili olduğunu savunmaktadır. Ayrıca, birçok kişilik özelliğinin TSB ile ilişkili olduğu görülmektedir (Prati ve Pietrantoni, 2009). Kişilik özelliklerini ölçebilmek amacıyla Benet-Martinez ve John (1998) tarafından geliştirilen ve Sümer ve Sümer (2005) tarafından Türkçe’ye uyarlaması yapılan Beş Faktör Kişilik Modeli’nin dışa dönüklük, deneyime açıklık ve   yumuşak başlılık alt boyutlarının yüksek seviyedeki TSB; ancak yüksek seviyedeki nevrotiklik alt boyutunun düşük seviyede TSB ile ilişki gösterdiği bulunmuştur (Sheikh, 2008). Buna paralel olarak Prati ve Pietrantoni (2009) tarafından yürütülen araştırmada da, yüksek seviyede dışa dönüklük, deneyime açıklık ve yumuşak başlılık özelliklerini taşıyan bireylerin etkili başa çıkma becerilerine de sahip oldukları ve sosyal destek arama yatkınlıklarının daha fazla olduğu görülmüştür. Tennen ve Affleck (1998) ise, kendine güven, kontrol odağı ve iyimserlik gibi kişilik özelliklerinin travmatik yaşantılar ile TSB arasındaki ilişki üzerinde etkilerinin olduğunu savunmaktadır.   Tedeschi ve Calhoun (2004), psikolojik sağlamlık (resilience), dayanıklılık (hardiness), iyimserlik (optimism) ve tutarlılık algısı (sense of coherence) değişkenlerinin TSB ile ilişkili olan kavramlar arasında yer aldığını belirtmektedir. Psikolojik sağlamlık, “zor koşullar altında olumlu ve beklenmedik başarılar kazanma ve sıra dışı koşul ve durumlara uyum sağlama becerisi” olarak tanımlanmaktadır (Fraser, Galinsky ve Richman, 1999). Dayanıklılık ise, zor yaşamsal deneyimler karşısında bireylerin kendilerini toparlama gücü (Garmezy, 1991) ya da değişimin veya felaketlerin başarılı şekilde üstesinden gelme yeteneği olarak da tanımlanmaktadır (Wagnild ve Young, 1993). Tedeschi ve Calhoun (2004), dayanıklılığı yüksek olan bireylerin hayata karşı meraklı, aktif ve yaşam üzerinde bir çeşit kontrol duygusuna sahip kişiler olduklarını belirtmektedir. TSB ile ilişkilendirilen diğer bir kavram olan iyimserlik, yaşamdaki birçok duruma karşı umutlu olmak veya yaşamda genel olarak iyi şeyler olacağı beklentisine sahip olmak olarak tanımlanmaktadır (Tedeschi ve Calhoun, 1996).  Bossick (2008), iyimser bireylerin aktif başa çıkma becerilerini kullanmaya, durumun olumlu yönlerine odaklanabilmeye eğilimli olduklarını ve böylece sahip oldukları enerjilerini problemle başa çıkmak ve yeni çözüm yolları bulmak için kullanabildiklerini savunmaktadır. Bunların yanı sıra, TSB ile ilişkili olduğu düşünülen bir diğer kavram da tutarlılık algısıdır. Tedeschi ve Calhoun (2004), tutarlılık algısı yüksek olan bireylerin olayları çözümleyebilme, anlayabilme, başa çıkma ve anlam çıkarabilme becerileri sayesinde stresle baş etme konusunda iyi bir konumda olduklarını belirtmektedir.

  Düzenlenen çalışmalara paralel olarak TSB ile ilişkili değişkenlerin incelendiği bir diğer çalışmada, umutsuzluk ve travma sonrası stres değişkenlerinin de TSB’nin anlamlı yordayıcıları oldukları bulunmuştur (Kardaş ve Tanhan, 2013). Araştırmadan elde edilen bulgular, TSB ile travma sonrası stres arasında düşük düzeyde ve pozitif bir yönde ilişki olduğunu göstermektedir. Benzer şekilde Chan ve Rhodes (2013) tarafından Amerika’da yaşanan Katrina kasırgası sonrasında düzenlenen uzun dönemli bir araştırmada da travma sonrası stres ile TSB arasında olumlu yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır.  Bu bağlamda, TSB yaşayan bireylerin aynı zamanda stres belirtilerini de yaşadıkları söylenebilir. Literatürde yer alan çalışmalar incelendiğinde, TSB ile travma sonrası stres arasında pozitif yönde bir ilişki olduğuna dair bulguların olduğu (Solomon ve Dekel, 2007); ancak bu iki değişken arasında negatif bir ilişki bulunduğunu (Frazier, Conlon ve Glaser, 2001) ya da herhangi bir anlamlı ilişki olmadığını gösteren bulguların (Salsman ve diğer., 2009) da yer aldığı dikkat çekmektedir. Araştırmacılar, bu iki durumun aynı anda görülebildiğini ve birbirinden ayrı sonuçlar olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır (Ano ve Vasconcelles, 2005; Gerber ve diğer., 2011; Harris ve diğer., 2008). 

Kira ve diğerleri (2013) tarafından düzenlenen çalışmada, düşük veya yüksek düzey stresin yüksek büyümeyi yordamadığı; ancak, orta düzey stresin TSB’yi yordayan bir değişken olduğu görülmüştür. Bu doğrultuda, herhangi bir travmatik yaşantı sonrasında orta düzey stres yaşayan bireylerin TSB yaşama oranlarının daha yüksek olduğu düşünülebilir. Bunlara ek olarak, travmatik olaydan sonra geçen süre değişkeninin TSB ile travma sonrası stres düzeyi arasındaki ilişkide önemli rolünün olduğu düşünülmektedir (Kardaş ve Tanhan, 2013). Teodorescu ve diğerleri (2012) tarafından çeşitli ülkelerde travmatik yaşantılara maruz kalmış mülteciler üzerinde yapılan bir araştırmada, maruz kalınan travmatik olay sayısının ve travmatik olaydan sonra geçen sürenin uzunluğunun TSB’yi yordayan değişkenler olduğu bulunmuştur. Düzenlenen çalışmada, TSB ile travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) arasında orta düzeyde ve negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Araştırmacılar bu durumun, aradan geçen sürenin uzunluğunun büyüme ile pozitif, davranış sorunları ile negatif yönde ilişkili olmasından kaynaklandığını savunmaktadırlar (Teodorescu ve diğer., 2012). TSB ile ilişkili olduğu düşünülen bir başka değişken de umutsuzluktur. Kardaş ve Tanhan (2013) tarafından düzenlenen çalışmada, umutsuzluk değişkeninin TSB üzerinde başat etkisinin olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgulara göre, umutsuzluk düzeyi yükseldikçe TSB düzeyi düşmekte; ancak umutsuzluk düzeyi düştükçe TSB düzeyi yükselmektedir. Bu durum, TSB’nin umutsuzluk ile negatif yönde ilişkili olduğunu göstermektedir. Dürü (2006) tarafından yapılan araştırmada da, umutsuzluğun TSB’ yi negatif yönde yordadığı saptanmıştır.

 Umut teorisine göre, bireylerin umut yatkınlığı erken çocuklukta meydana gelmektedir (Slyke, 2014). Creamer ve diğerleri (2009) tarafından umudun travma mağdurları üzerindeki önemini incelemek amacıyla düzenlenen çalışmada, çocukluk çağı travmasının yetişkinlikte umut seviyesinin ve travmatik yaşantı sonrasında gerçekleşen TSB’nin düşük olması ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu bağlamda, çocukluk çağı travması yaşamayan bireylerin yetişkinlikte yaşadıkları travma sonrasında TSB yaşama olasılıklarının daha fazla olduğu söylenebilir.  

Özetle, TSB kavramı oldukça stresli bir durum sonrasında gerçekleşen olumlu psikolojik değişimi nitelendirmektedir. Hem bedenimiz hem de zihnimiz, karşılaşılan olay neticesinde birçok alışılmadık tepki vermekte; aynı zamanda da kendini yenileme çabası içerisine girmektedir. Bazı bireylerin bu çabaları daha fazla iken bazılarının ise bu yenilenmeyi daha az başarabildikleri görülmektedir. Travmanın bireyde yaratacağı etkiyi belirlemede, bireyin yaşadığı ortamın destekleyici olup olmaması, bireyin sosyal destek kaynakları ile bu destek kaynaklarından yararlanabilmesinin kolaylığı veya zorluğu oldukça etkilidir. Travmayı bir deprem olarak değerlendirirsek, büyümeyi de deprem sonrası enkazın şehirden kaldırılması olarak nitelendirebiliriz. Depremlerin ardından yeni bir hayat kurmak, umutsuzluklarımızı yeni umutlarla değiştirmek, kayıplarımızın yerini yenileriyle doldurmak mümkündür.   
Etiketler
Bir yorum yaz

İlgili Bloglar

Türkçe Terapi Garanti

100%

Memnuniyet Garantisi

Terapinin başarıyla tamamlayana kadar Türkçe Terapi ödemeleriniz bizimle güvende.