Türkçe Terapi

Bağlanma ve Kişilik Üzerindeki Etkileri

Şu andaki mevcut kişiliğinizin oluşmasında hangi faktörlerin rol oynadığını hiç düşündünüz mü? Atalarınızdan size kalıtım yoluyla aktarılan genetik özellikleriniz mi, çocukluk dönemlerinde maruz kaldığınız olaylar mı, ailenizin sizi yetiştirme tarzı mı, büyüdüğünüz çevre ortamı mı, ait olduğunuz kültürünüz mü, aldığınız eğitim mi ya da sizden bağımsız olarak gelişen ancak sizi doğrudan etkileyen b


Birçok kuramcı kişiliğin oluşumunda birden fazla faktörün rol oynadığı konusunda hemfikirdir. Ancak sorun şu ki, hangi faktör ne oranda bir rol oynuyor bu netlik kazanmamış bir durumda, dolayısıyla da kuramsal zeminde bu konuyla ilgili farklı teoriler sunulmuştur. Bazı kuramcılar kişiliğin oluşumunda genetiğin en önemli etken olduğunu savunurken, bazıları da çocukluk döneminin daha da önemli olduğunu iddia etmiştir. 

Kişiliği şekillendiren bu etkenlerin ne kadarının değiştirilebilir ya da müdahale edilebilir düzeyde oldukları da bir başka tartışma konusudur. Ancak bu konuyla ilgili yapılan araştırmalar sonucunda, özellikle 0-3 yaşları arasında çocuğa bakım veren kişilerin, çocuğun gelecekteki kişiliği üzerinde son derece önemli bir rol oynadıkları ortaya çıkmıştır. Bu durumla ilgili öne çıkan en önemli çalışmalar ise bebeklik ve ilk çocukluk dönemlerinde temelleri atılan “bağlanma olgusu” üzerinde yoğunlaşmıştır.

Gerek üniversitede eğitim gördüğüm sıralarda, gerekse meslek hayatımın ilk yıllarında psikolojide bağlanma olgusuna sıkça rastladım. Ancak o zamanlar bu olgu benim için sıradan teoriler arasındaydı ve dikkatimi çok çekmediğinden bağlanma olgusunun kişilik üzerinde etkisi konusunda bilgim yok denecek kadar azdı.

Psikoterapi Enstitüsü’nde Bütüncül Psikoterapi eğitimi almamla beraber insanın ruhsal yapısı ve kişiliği oluşturan faktörleri detaylıca inceleme fırsatı buldum. Bağlanma olgusunun insanın kişiliği üzerinde ve birçok psikolojik rahatsızlığın kökeninde ne denli önemli bir rol oynadığını çarpıcı bir şekilde fark ettim. Bu farkındalığım beni, bağlanma olgusuyla ilgili derinlemesine bir araştırmaya sevk etti. 

“Uygulamalı Psikoloji” bölümünde yüksek lisans programına devam ettiğim sırada, bitirme projemin bu konuyla ilgili bir araştırma olması yönünde bir karar aldım. Niyetim, projeyi yaparken bağlanma konusuna derinlemesine yoğunlaşmak ve onunla ilgili mümkün olduğunca çok şey öğrenmekti. Bu amaçla, bitirme projemin araştırma konusunu: “Ergenlerde karar verme stratejileri ve bağlanma stilleri arasındaki ilişki” olarak belirledim. Bu süreç içinde yoğun bir literatür taraması yaptım, bağlanma olgusu ile yapılan tez niteliğindeki bilimsel çalışmaları mümkün olduğunca öğrendiğim psikoterapi kuramlarıyla entegre ederek, konuyla ilgili kendi sentezimi oluşturmaya çalıştım. 

Bağlanma olgusuna bu kadar çok yoğunlaştıktan sonra, bu olgunun insanın yalnızca kişiliğini etkileyen bir durum olmadığını yaşanılan sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel birçok konuda dolaylı bir şekilde izlerine rastlamanın mümkün olduğunu çarpıcı bir şekilde fark ettim. Liderlerin kişilik özelliklerinden tutun da, onlara koşulsuz bir şekilde bağlanan insanlara; kitlelerin genel davranışlarından, siyasi ve ekonomik krizlere ve hatta ülkeler arası savaşların iç dinamiklerine ve seyirlerine kadarki olay ve olguların bağlanma olgusu ile yakından ilgili olduğunu anladım.

Peki, nedir bu çok önemli bir olgu olarak görünen “bağlanma”? 

Bağlanma konusunda literatürde en çok karşımıza çalışma John Bowlby’nin bağlanma (attachment) kuramıdır. Bowlby, bağlanma davranışını başka bireye karşı yakınlık arama ve sürdürme olarak tanımlamış ve bağlanan nesne (kişi) olarak bebeğe ilk bakım veren kişiyi vurgulamıştır. Bir bebek, dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren hayata karşı o kadar savunmasız ve güçsüzdür ki, fiziksel ihtiyaçlarının yanı sıra duygusal bir takım ihtiyaçlarını tatmin edecek birine muhtaç bir haldedir. Bu olgu, insanın doğasında kodlanmış içgüdüsel bir durum olmakla beraber aynı durum birçok hayvanda, memelilerde hatta kuşlarda bile söz konusudur. Örneğin, bir kaz yavrusunun yumurtasından çıkar çıkmaz yaptığı ilk iş bağlanacak nesnesini yani annesini bulma davranışı olmaktadır. Hatta o sırada etrafında başka kimseler varsa onlara karşı bağlanma içgüdüyle yakınlaşabilir ve onların peşinden gitme davranışı sergileyebilir. Dolayısıyla birilerine bağlanma ihtiyacımız doğar doğmaz her birimizde mevcuttur. Bu durum, doğumumuzla başlayıp bebekliğimizin ve çocukluğumuzun belli aşamalarına hatta sonraki yetişkinlik dönemlerimize denk devam edebilen nitelikte bir olgudur. 

Bebekliğimizden itibaren birilerine bağlanma ihtiyacımız, bağlandığımız kişinin kişilik özelliklerine bağlı olarak bizim bağlanma stilimizi oluşturmaktadır. Sahip olduğumuz bağlanma stilimiz ise, hayatımızın ilerleyen dönemlerinde bizim kişiliğimiz, duygularımız, düşüncelerimiz ve davranışlarımız üzerinde son derece önemli bir rol oynamaktadır. 

Bağlanma stilimizin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak amaçlı size bazı sorular sormak istiyorum:

• Kendinizi yetişkin biri olarak görmenize rağmen bazen çocukça duygular hissettiğiniz ya da davrandığınız zamanlarınız oluyor mu? 
• Ortada somut bir neden yokken eşiniz ya da sevgiliniz tarafından terk edilme kaygısı yaşadığınız anlarınız var mı? 
• Yalnız kalmamak için yanınızda sürekli birilerine ihtiyaç duyuyor musunuz? 
• Bir yakınınız uzak bir seyahate çıktığında, ortada dönmeyeceğine dair bir sebep yokken onun dönüp dönmeyeceği konusunda yoğun endişeler yaşıyor musunuz? 
• Birileri tarafından reddedildiğiniz ya da başarısızlığa uğradığınızda çok yoğun olumsuz duygulara kapıldığınız ve onlarla baş edemeyerek içinize döndüğünüz ya da hissettiğiniz yoğun duyguları dindirmek için alkole, sigaraya ya da size zarar verme potansiyeli bulunduran başka uyaranlara başvurduğunuz zamanlarınız oluyor mu? 
• Hayatın sizin planladığınız gibi gitmeyip, sizden bağımsız olarak gelişen beklemediğiniz aksiliklerle karşılaştığınızda, olanlara tahammül etmekte zorlanıp aşırı derecede öfkeye kapıldığınız dönemleriniz var mı? 
• Yaptığınız hatalar karşısında çok yoğun pişmanlık duyguları hissedip, kendinize karşı aşırı cezalandırıcı bir tutum sergilediğiniz zamanlarınız oluyor mu? 

Daha da çoğaltabileceğimiz bu soruların cevapları hemen herkeste az ya da çok yaşanılan bir takım duygusal tepkilerdir. İşte tüm bahsedilen durumlarda ortaya çıkabilen; düşünce, duygu ve davranışlarımızın -kaynağını ilk çocukluk döneminden alan- bağlanma stilimizle çok yakından alakalıdır.*

* Bu yazı, Ümit AKÇAKAYA'nın yayımlanmış "UYANIŞ" adlı kitabından alıntıdır. Etiketler
Bir yorum yaz
Türkçe Terapi Garanti

100%

Memnuniyet Garantisi

Terapinin başarıyla tamamlayana kadar Türkçe Terapi ödemeleriniz bizimle güvende.