Online Psikolog | Online Terapi | “Neden Mutsuzum?” Sorusuna Alternatif Cevaplar
Türkçe Terapi

“Neden Mutsuzum?” Sorusuna Alternatif Cevaplar

Mitolojide çokça bilinen bir hikâye vardır; “Tanrılar, kolay elde etmesinler diye mutluluğu insanlardan saklamaya karar vermişler fakat mutluluğun nereye saklanması gerektiği konusunda aralarında bir fikir tartışması çıkmış. Tanrılardan birisi, yıldızlara saklamayı, bir diğeri ise ormanın derinliklerine gizlemeyi önermiş, bunlara itiraz eden bir başka tanrı ise mutluluğu denizlerin dibine


Hikâyede de anlatıldığı gibi insan olarak mutluluk, sanırım birçoğumuzun en çok arayış içerisinde olduğu konu. Özellikle kendimizi herhangi bir dış olaya bağlı olarak mutsuz hissettiğimiz zamanlarda mutluluk arayışımız daha çok ortaya çıkmakta, bazen de mutlu olmamamız için belirgin hiçbir sebep yokken bile kendimizi mutsuz hissedebiliyoruz ve mutlu olabilmek için çeşitli çabalar sergileyebiliyoruz. Kimi zaman da mutlu olmaya yönelik çabalarımız yetersiz kalabiliyor ve durup şu şekilde düşünebiliyoruz: “mutlu olmak için gerekli her şeye sahibim ama yine de mutlu değilim, eksik olan şey nedir?”

Eğer buna benzer düşünce ve duygular içerisindeyseniz aşağıda sıraladığım mutlu hissetmemize engel 20 nedenden hangisinin ya da hangilerin sizde olduğuna bir bakmanızı öneririm. Biraz uzun bir yazı olmuş olabilir ama mutluluk konusundaki farkındalığımızı arttırmamız açısından okunmaya değer diye düşünüyorum.

Mutlu Hissetmemize Engel 20 Neden

1) Mutluluk, Bir Arayış ya da Amaç Olmaktan Ziyade bir Sonuçtur: 
Sanırım mutluluk konusunda ilk kabul etmemiz gereken husus bu. Yazar George Orwell’ın bu konuda muhteşem bir sözü vardır: “İnsanlar yaşamlarının tek amacının mutluluk olmadığını fark ettiklerinde mutluluğa ulaşabilirler.” demiştir. Bir şeyin ne kadar çok peşinden koşarsak, o elde edilmesi zor bir şeye dönüşür. Dolayısıyla olaya bu perspektiften bakarak mutluluğa ve mutlu olmaya yüklediğimiz anlamı yeniden değerlendirmemizde fayda var.

2) Yaşamda Dualitenin -İkiliğin- Olduğunu Kabullenmek Gerekir: 
Mevlana: “Her şey zıddıyla kaimdir” demiştir. Dolayısıyla yaşamın temel yasası dualitedir. Yani gündüzün, gece olmadan; yaşamın, ölüm olmadan; siyahın, beyaz olmadan bir anlamı bulunmaz. Aynı şekilde mutluluk da üzüntü ya da mutsuzluk olmadan anlaşılmayan bir duygu niteliği taşır. Ancak egomuz bu gerçeği reddederek bizi, her zaman mutlu olmamız gerektiği yanılgısına düşürür. Dolayısıyla egomuzun bu tuzağına düşmek yerine yaşamda her zaman için dualitenin -yani zıt duyguların olabileceği gerçeğini- kabul ederek yaşamak mantıklı olanıdır.

3) Bağımlılıklarımız Bizi Tutsak Kılar: “Gururlanmaksızın elde et, bağlanmamaksızın bırak.” demiştir Romalı Stoacı Kral Marcus Aurelius. Mutluluğumuza en çok etki eden konulardan biride bağımlılıklarımızdır. Diğer bir deyişle, irademizi devre dışı bırakarak herhangi bir uyarana tabii kalarak ondan vazgeçemeyecek bir konuma geçmemize bağımlılık denir. Bağımlılığımız bir kişiye ya da kişilere olduğu gibi bir nesneye, maddeye, alkole, uyuşturucuya, paraya, mala, mülke, şöhrete vs. olabilir. Bu bağlamda her türlü bağımlılık -bize geçici hazlar yaşatsalar da- bizim özgürlüğümüzün önüne geçerek ruhsal anlamda bizi tutsak kılar. Tutsak edilmiş bir kişi de gerçek manada mutlu olamaz.

4) Yaşamda Her Şey Her Zaman İçin Beklediğimiz Gibi Gitmez: 
Hintli Yazar Tadore: acı, bizim arzularımızın doğanın yasalarıyla uyumsuz olmasından doğmaktadır.” demiştir. Bu bağlamda egomuz -tıpkı arsız bir çocuk gibi- her daim haz ya da konfor duymaya yönelik bencilce arzular içerisinde bizi yönlendirmeye çalışır. Eğer egomuzun bizi yönetmesine izin verip doğanın yasalarını göz ardı edersek mutlu olabilmemiz pek mümkün olmaz.

5) Gereğinden Fazla Dış Odaklı Olmak: 
Dış odaklılık bilinen anlamda “el âlem ne der” anlayışla davranışlarımızı ve kararlarımızı başkalarına göre şekillendirmek anlamına gelmektedir. Bu tutumun nedeni de etrafa karşı sürekli olarak ‘iyi’ görünme çabamızdır. Bu bağlamda mutlu olamamamızın en önemli sebeplerinden biri de herkesi memnun etmeye çalışmamız ve sürekli olarak başkaları tarafından beğenilme ihtiyacı duymamızdır. Bu tarz tutumlar, gerçekleşmesi imkânsız bir çaba olma niteliği taşıdıkları gibi kendi özgün kişiliğimizi yok saymak anlamına da gelmektedir ve sonunda kaçınılmaz mutsuzluk halini alır.

6) Çözümlenmemiş Geçmiş Olaylar ve Travmalar Bizi Huzursuz Eder: 
"İfade edilmemiş duygular asla ölmez, sadece diri diri gömülürler ve sonradan daha korkunç şekillerde ortaya çıkarlar." demiştir Sigmund Freud. Dolayısıyla geçmişe dair çözümlenmemiş travmalarımız, ‘bitirilmemiş işler’ olarak bilinçdışında varlığını devam ettirirler ve her fırsatta bilince çıkabilmek için bize bir baskı uygulayarak mutlu olmamızın önüne geçerler. Bu bağlamda onlardan kurtulabilmek için an makul tutum, onlarla yüzleşebilmemiz ve eğer gerekiyorsa bu konuda profesyonel bir destek almamız olacaktır. Unutmamamız gereken husus şu ki, geçmişimizi değiştiremeyiz ama ona yüklediğimiz anlamı bu sayede değiştirebilir ve huzura kavuşabiliriz.

7) Eldekilerin Kıymetini Bilmemek: “Az şikâyet çok şükür seni mutluluğa götürür.” diye bir söz vardır. Egomuz doyumsuz bir yapıdadır ve eldekilerle yetinmek yerine sürekli daha fazlasını ister, bunun neticesinde elde edilecek olanın hiçbir zaman sonu gelmez ve bu durumda da şikâyet etmeye başlar. Bu bağlamda elimizdekileri görüp gerektiğinde onlarla yetinmesini bilmiyor oluşumuz, bizi sonu kaçınılmaz olarak bir hayal kırıklığı ile bitecek bir arayışa itecektir, bu da nihai olarak mutsuzluğu doğuracaktır. Ancak bu konuda şuna da dikkat etmek de fayda var: hak ettiğimiz unsurları elde edebilecek bir konumdayken, hak etmediğimizi düşündüğümüz bir durumu kabullenmemiz, bir şükürden ziyade bir boyun eğiş ya da pes etme durumudur, irademizi ortaya koymayıp hakkımızı aramadığımız bu tarz bir tutum da bizim mutlu olmamızın önüne geçebilir.

8) Hayattaki Anlam Eksikliği: İsviçreli Psikanalist Carl Gustav Jung’a göre, Anlamsızlığın, yaşamı dolu dolu yaşamayı engellediği için bir hastalıktan farkı yoktur. Birçok şeyi, hatta belki de her şeyi dayanılır bir hale dönüştüren anlamdır.Varoluşçu psikologlara göre de her türlü psikolojik rahatsızlığının kökeninde anlam eksikliği yatmaktadır. Anlam eksikliği ise “hayatın anlamı ne?”, “sonunda ölüm varsa neden yaşıyorum?” gibi varoluşsal soruların cevapsız kalması neticesinde ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, yaşamı anlamlı kılacak bir inanç, felsefe ya da bakış açısı geliştiremediysek; ne yaparsak yapalım hissedeceğimiz anlamsızlık duygusu belli bir mutsuzluğu da beraberinde getirecektir.

9) Yaşamda Bir İdealin Olmaması: Bir Fransız Atasözü şöyle der: “idealler yıldızlar gibidir; onları tutmak mümkün olmaz ama karanlık gecelerde yolumuza onlar rehberlik ederler.” Yaşamda mutlu olabilmenin önemli koşullarından biri de kendi çıkarlarımız dışında başkalarının faydasına olacağına inandığımız bir ideale sahip olmamız ve hayattayken ona ulaşabilmek için bir çaba ortaya koymamızdır. Bu, yaşamda insan olabilmenin önemli koşullarından biridir ve bunun eksikliği kaçınılmaz olarak hayatta tam manasıyla mutlu olamamayı doğuracaktır.

10) Kendimizi Başkalarıyla Kıyaslamak: Kendimizi başkalarıyla kıyaslamamız genellikle içimizdeki hırs duygusunun sonucudur. Hırs duygusuna çoğunlukla hasetlik, kıskançlık, kibir, açgözlülük gibi yıkıcı başka duygular da eşlik eder. Kendimizi başkalarıyla kıyaslamanın hiçbir zaman sonu gelmeyeceği için bunu yaparken hissettiğimiz bu yıkıcı duygular bize hem fizyolojik hem de psikolojik anlamda kaçınılmaz olarak zarar verir. Bu bağlamda, kendimizi başkalarıyla kıyaslamayı bırakıp, azim duygusuyla, makul ve mantıklı hedefler belirleyerek kendimizi bir adım öteye taşımaya çalışmamız, yaşamda mutluluğu elde edebilmek için başvurulacak sağlıklı bir tutum olacaktır. Bu konuda başkalarıyla kendimizi kıyaslamaya sürekli olarak fırsat veren sosyal medyaya da dikkat etmek lazım.

11) Mükemmeliyetçi Bir Bakış Açısına Sahip Olmak: 
Mükemmeliyetçilik, mutluluğa engel bir yaklaşım tarzıdır ve her şeyi kontrol etme çabasını doğurur. Bu tutum da insanı günden güne yorar ve tüketir. Aslında herhangi bir konuda kusursuz ve mükemmel olma çabamızın olması, yüzleşmekten ya da başkalarına göstermekten çekindiğimiz kusurlarımız olduğu anlamına gelmektedir. Bu bağlamda mükemmelliğin hiçbir zaman mümkün olamayacağı ön kabulüyle, kendi kusurlarımızla yüzleşebilme cesareti gösterdikten sonra kusurlarımızdan değiştirilebilir olanları değiştirmemiz, değiştirilemez olanlarını da kabullenerek yaşama devam etmemiz bu konuda en makul çözüm olacaktır.

12) Potansiyelimizi Hayata Aktar(a)mamak: Ünlü Psikolog Abraham Maslow: “Eğer bilerek gerçekte olduğundan daha küçük olmayı planlıyorsan, o zaman seni uyarıyorum, yaşamının geri kalanında mutsuz olacaksın.'' demiştir. Birçok psikoloji kuramı, her insanın belli bir potansiyelle dünyaya geldiğini ve yaşamda var olmasının yegâne amacının bu potansiyelini hayat aktarmak olduğunu kabul etmektedir. Bu bağlamda, boş kalarak ya da kendi beceri ve yeteneklerimizin çok dışındaki unsurlarla vakit harcayarak zamanımızı tüketiyor olmamız, kendimize karşı yaptığımız bir ihanet anlamı taşımaktadır. Hayatta böyle bir tutum sergiliyor olmamız da her zaman için mutlu olmamıza bir engel teşkil edecektir ve maalesef bu konuda gereken zamanlarda önlem almadığımız takdirde bu durumun yaratacağı mutsuzluk hali kalıcı bir hal alacaktır. Bugün birçok yaşlı insanın mutsuzluğunun altında bu sebep yatmaktadır: potansiyeli hayata aktaramamış olmak!

13) Yalnız Kalma Becerisi Geliştirmemiş Olmak: Ünlü Yönetmen Tarkovski; “kendinizi, kendinizle zaman geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin." demiştir. Eğer ruhumuzu yeterince olgunlaştıramamış bir haldeysek, yalnız kalmak bizim için önemli bir mutsuzluk sebebi halini alır; zira yalnızlık, yüzleşmek istemediğimiz duygularımızı açığa -bilince- çıkarma riski taşımaktadır, bu yüzden de yalnız kalmamak adına kişilere ya da nesnelere bağımlılıklar geliştiririz. Oysa yalnızlık bazen hayatımızda karşı karşıya kalabileceğimiz bir durumdur hatta çoğu zaman bize kendimizi tanıtmak gibi bir işleve sahiptir. Dolayısıyla yalnızlıkla baş etmekte zorlanıyorsak mutsuz olmamız kaçınılmazdır.

14) Arzularımızı Yönetememek: “Dünyada herkesin ihtiyacını karşılayacak kadar kaynak vardır ama tek bir insanını ihtirasını karşılayabilecek kadar kaynak yoktur.” şeklinde harikulade bir söz bulunmaktadır. Arzu duyduklarımız, çoğunlukla kolay ulaşılabilen ve çabuk tüketilen meta unsurlara olmaktadır. Bu durum da arzu edilen nesneye ya da konuma ulaştıktan sonra daha da fazlasını isteme dürtüsünü açığa çıkarmaktadır ancak arzu etmenin de bir sonu yoktur. Bu durum da kaçınılmaz olarak yaşamda bir tatminsizliği açığa çıkaracaktır. Nitekim yaşamda birçok kişinin ancak hayal edebileceği bir konuma ulaşmış birçok ünlü ve zengin insanlar, hissettikleri tatminsizlik duygusundan ötürü yaşamda mutlu olamamakta bunun neticesinde uyuşturucu, alkol ya da çeşitli sapkınlıklara başvurmak zorunda kalmaktadır.

15) Fiziksel Sağlımıza Dikkat Etmemek: Bugün bağırsağımız ikinci beynimiz olarak da kabul görmektedir. Yapılan bilimsel araştırmalar sayesinde bağırsak floramızın, doğal probiyotik eksikliğine bağlı olarak bozulmasının bağışıklığımızı azalttığı ve bizi depresyona sokabildiği anlaşılmıştır. Aynı şekilde yaşamda fiziksel egzersizlerin ya da sporun eksikliği de bir takım psikolojik rahatsızlıklara davetiye çıkarabilmektedir. Bu bağlamda, hareketsizliğin yanı sıra ne yiyip ne içtiğimize dikkat etmeden sağlıksız bir beslenme alışkanlığını sürdürüyor olmamız, mutlu olmamıza bir engel teşkil etmektedir.

16) Stres Faktörlerini Yaşamdan Çıkaramamak: Yaşamda bizi mutsuz kılan ya da bizi strese sokan bazı faktörlerin olması doğaldır. Ancak kimi zaman bu stres faktörlerimiz bizi gereğinden fazla tüketmeye başlayabilir ve onlarla baş etmekte zorlanabiliriz. Bu, bize zarar veren bir kişiyle ısrarla arkadaşlığımızı sürdürmeye çalışmak olabileceği gibi bize hiç uygun olmayan bir işte çalışmak ya da istemediğimiz bir şehirde yaşıyor olmak da olabilir. Eğer bu gibi konularda gereken önlemleri almadığımız ya da irade gösterip değişikliğe gitmediğimiz takdirde, bunlar her zaman için mutlu olabilmemize bir engel teşkil edeceklerdir.

17) İrade Eksikliği:Sabahattin Ali’nin ‘İçimizdeki Şeytan’ adlı romanında “İçimizde şeytan yok, içimizde aciz var, tembellik var, İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç olan bir şey, hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var.” demiştir. İrade, en temelde ‘yapmayı arzuladığımız’ şeyle ‘yapmamız gereken’ durumla karşı karşıya kaldığımızda, vicdanımızın sesini dinleyip -bize zor gelse bile- ‘yapmamız gereken’den yana bir karar alıp eylemde bulunmamızdır. Bu bağlamda, bizi yaşamda başarılı kılan yegâne unsur irademizdir; onu yeterince ortaya koyamamamız, ertelemelere başvurmamız ya da tembellikler sergilememiz bizim gelişimimizi sınırlandırır. Bu durum da bizi -ne yaparsak yapalım- sonunda mutsuz kılar.

18) Meşru Acıları Reddetmek: Carl Gustav Jung, “Tüm akıl hastalıklarının temelinde, meşru acıları yaşamayı reddetmek yatar.'' demiştir. Daha önce de belirttiğim gibi yaşamda dualite vardır dolayısıyla acı da mutluluk gibi yaşamın bir gerçeğidir. Bu bağlamda yaşamda kimi zaman karşımıza çıkan kaçınılmaz acıların bizde bir ‘yas süreci’ oluşturması doğaldır. Bu tarz durumlarda sağlıklı olan durumu kabullenip yaşanması gereken acıya dirayet göstererek onu bir süreliğine deneyimlememiz ve bu sürecin sonunda öğrenmiş, değişmiş ve dönüşmüş bir şekilde yaşamımıza kaldığımız yerden devam etmemizdir. Aksi takdirde ertelediğimiz her yas süreci, bizde bir takım psikolojik sorunlara neden olabileceği gibi yaşamda mutlu olabilmemizin önüne geçecektir.

19) Erdemli Bir Yaşam Sürmemek: Sokrates; “Erdem, mutluluğun aracıdır.” demiştir. Dürüstlük, adalet, paylaşmak, sabır, çalışkanlık, cesaret vb. gibi erdemler bizi ‘insan’ yapan değerler olmalarının yanı sıra toplum içinde rahat ve huzur içinde yaşamamızı sağlayan unsurlardır. Bu bağlamda yaşamımızda erdemlerin eksik olması her zaman için huzursuzluğu ve mutsuzluğu ortaya çıkarır.

20) Yaşamımızda Sevginin Eksik Olması: 
Sigmund Freud: “güçlü bir ego, hasta olmaya karşı bir önlemdir ama son çare olarak; hasta olmamak adına sevmeye başlamak zorundayız ve şayet sevemiyorsak hasta olmaya mahkûmuz.” demiştir. İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygunun adı sevgidir. Mutlu olmamıza engel teşkil eden tüm koşulları değiştirebilsek bile sevme yeteneğimizi geliştiremediysek, diğer bir deyişle bir insandaki ya da bir canlıdaki güzellikleri fark edip onunla bir ‘bütün’ olamıyorsak, yaşamda hep bir yanımız eksik kalacaktır ve tam manasıyla mutlu olamayacağızdır. Bu, insanın yaratılışı ve fıtratı gereği böyledir. Neşet Ertaş’ın da dediği gibi: “Biz sevmekle yükümlüyüz, kavuşmak mı? Onu Allah bilir.”

Ümit AKÇAKAYA

Uzm. Psikolojik Danışman & Online Terapist Etiketler
Bir yorum yaz